Geleceği şekillendirecek çocuklarımızla birlikte olmak, beraber ortaklaşa bir şeyler yapmak, çocuklarımızın oyun arkadaşlığını üstlenmek artık yorucu mu geliyor bize? Çocuklar, en önemli işlerini, “oyun”u aileleriyle paylaşabiliyor mu? Artık ailece eğlenemiyor muyuz yoksa? Yuvadan bakıcıya, okuldan kursa koşturan çocuklarımıza günümüzde ne kadar vakit ayırabiliyor şehirli anne babalar? Çocuklar okulların ve evlerin duvarlarını oldukça yakından tanıyorlar. Peki yaşadıkları, havasını soludukları şehri? Çevrelerini, şehrin güzelliklerini, tarihini ne kadar biliyorlar? Kent kültürü denen kavramla tanışık ve barışıklar mı? Özlem Saraç’ın yazdığı “KÖŞE BUCAK İSTANBUL” adlı oyun bu soruların çevresinde şekilleniyor. Fırıldak ailesi komşuları Mehmet Amca için çok kıymetli olan vazoyu bir kaza sonucu kırar. Vazonun kırılmasına çok üzülen Mehmet Amca, Fırıldak ailesini affedebileceğini ama bunun için bir şartı olduğunu söyler. Bu şart, kırılan vazonun yenisini birlikte arayıp bulmalarıdır. Fakat vazoyu bulmak o kadar da kolay değildir. Yine de ailemiz kolları sıvayıp İstanbul kazan kendileri kepçe vazoyu aramaya başlarlar. Ailemiz bu arayış sayesinde bir amaç uğruna birlikte geçirilen vaktin değerini, ailece bir arada olmanın güzelliğini fark eder. Yaşadıkları şehir İstanbul ile bağlarını güçlendirirler. Kahramanlarımızın oyun boyunca başına gelenler, vazonun bulunup bulunamadığı ise oyuna kalsın. İstanbul’un insanları, martıları, kedileri, dansçıları ve süper kahramanları, kuleleri, köprüleri tekmili birden bu oyunda! Müzikli bir oyun olarak sahnelenen "Köşe Bucak İstanbul" çocuk seyirciler ve ailelerinin oyun izleme keyfini birlikte yaşamaları hedefi ile oluşturuldu.